gluten kaynaklari kBazı basın-yayın organlarında (televizyon, internet gibi) Çölyak hastalığı’nın tedavisinde “Biorezonans” yönteminin etkili olduğu ve bu yöntemin uygulanması ile hastalığın tamamen düzeldiği ve hastaların diyet yapmalarına bile gerek kalmadığı ifadeleri izlenmektedir.

Oysa Çölyak hastalığı, genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde buğday, arpa ve çavdarın yapısında bulunan gluten proteininin yenilmesiyle tetiklenen, otoimmün kökenli bir kronik inflamatuar ince barsak hastalığıdır. Hastalık aynı zamanda tüm vücut organ ve dokularını da etkileyebilme özelliğine sahip olup çok çeşitli bozukluklara neden olabilmektedir. Bunlar arasında bulunan otoimmün tiroid hastalıkları, Diabetes mellitus, otoimmün hepatit, primer biliyer kolanjit sadece birkaçıdır. Yaygın biçimde demir eksikliği anemisine, osteoporoz gibi metabolik kemik hastalıklarına ve bununla ilişkili komplikasyonlara, infertilite, büyüme ve gelişme geriliklerine, diş minesi bozukluklarından dermatolojik patolojilere kadar pek çok bulgu ve bozukluk ile ortaya çıkabilir.

En önemli sorunlardan biri ise toplumdaki sıklığı %1 civarında olan Çölyak hastalığının maalesef ancak çok küçük bir kısmının tanınıyor ve tedavi ediliyor olmasıdır. Bunun en önemli nedeni hastaların çok büyük bir kısmının çok hafif veya silik rahatsızlıklarının olması ve olan patolojilerin gerek hasta gerek hekimler tarafından yeterince önemsenmemesi ve tanının konamamasıdır. Tanısı başta kandan yapılan serolojik testler ve endoskopik yolla yapılan ince barsak biyopsisi ile kolayca konulabilen Çölyak hastalığının zamanında tanınmaması ve bu hastalığa sahip kişilerin gluten içeren gıdalara maruziyetlerinin devamı ilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmekte ve hatta malignite gelişme riski bile normal topluma göre artmaktadır.

Sık ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen Çölyak hastalığının bugün için tedavisi kesin ve çok sıkı “glutensiz diyet” uygulanmasıdır. Yani hasta içinde gluten bulunan buğday, arpa ve çavdar’ı kesinlikle yememelidir. Bunun dışında eksikliği bulunan vitamin, minerallerin yerine konması ve varsa diğer patolojilerin de beraberinde tedavisi gerekir. Hastaların çok büyük kısmı glutensiz diyet ile düzelir ve sağlıklı bir yaşam sürer. Nadir hasta grubunda diyete rağmen düzelme olmamaktadır. “Dirençli Çölyak Hastalığı” denen bu grupta ilave tedaviler uygulanmaktadır. Bunların dışında “biorezonans” denen yöntemin Çölyak hastalığı tedavisinde kesinlikle bilimsel bir yeri yoktur. Bilimsel literatürde buna ilişkin bir ciddi kanıt ta bulunmamaktadır. Bazı internet sitelerindeki sunumlarda bu yöntem ile Çölyak hastalığının tamamen iyileştirildiği ve glutensiz diyete bile gerek kalmadığı ifadesinin bilim, akıl ve tıbbi etik ile ilgisi yoktur. Ama bu zararlı yayınlar maalesef, tanısı konabilmiş az sayıdaki Çölyak hastalarının kafasının karıştırılarak tedavilerini aksatmaktan ve hastalara zarar vermekten başka işe yaramayacaktır.

Türk Gastroenteroloji Derneği olarak önemli bir toplum sağlığı problemi olan Çölyak hastalığının doğru anlatılması, tanısının ve tedavisinin doğru yapılabilmesi için gerekli girişimleri yaparken, T.C. Sağlık Bakanlığı’nın Çölyak hastalığı’nın tedavisinde “biyorezonans” yönteminin bilimsel hiçbir yeri olmadığını kamuoyuna bildirmesi ve toplumun yanlış yönlendirilmesinin önüne geçmesini saygılarımızla arz ederiz.


TÜRK GASTROENTEROLOJİ DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU ADINA
Prof. Dr. Orhan Sezgin